Şanlıurfa Arkeolojisi

Şanlıurfa Arkeolojisi

Şanlıurfa son buzul çağı sonrasından başlayarak insanoğlu tarafından sürekli yerleşilmiş bir bölgedir. Bunda ılıman ikliminin, verimli topraklarının, sayısız yabani hayvan ve bitki türünün varlığının, Fırat Nehri’nin ve Anadolu ile Mezopotamya arasında doğal bir sınır olmasının büyük önemi vardır. Cilalı Taş Devrinden itibaren bölge ilk insan yerleşimlerine ve kült (inanç) yerlerine merkezlik etmiştir. Yine aynı çağlardan beri Anadolu ve Mezopotamya arasında bulunan önemli ticaret yolları üzerinde yer alması Şanlıurfa’yı ticari ve kültürel yönden zenginleştirmiş ve bölgede görkemli medeniyetlerin kurulmasına sağlamıştır

Urfa civarında ilk arkeolojik kazılar 1894’te Birecik ilçesinde başlamıştır. Fırat Nehri’nin alüvyonları içinde bulunan iki yüzeyli bir alet Anadolu’da Yontma Taş Devri insan varlığını kanıtlayan ilk belgedir. 1946’da Kılıç Kökten ile Siverek civarında devam eden araştırmalar sonucu bölgede Yontma Taş (M.Ö. 8000 ve öncesi), Cilalı Taş (M.Ö. 8000 -5000), Bakır (M.Ö. 5000-3000), Tunç (M.Ö. 3000 – 1200) ve Demir (M.Ö. 1200-330) çağlarına ve antik döneme ait onlarca yerleşim yeri keşfedilmiştir. 1950’lerde Sultan Tepe ve Harran ile başlayan kazılar Atatürk Barajı yapımı nedeniyle 1970’lerden sonra hız kazanmıştır. Fırat Nehri boyunca baraj suları altında kalacak sayısız arkeolojik alan keşfedilmiş ve kazıları yapılmıştır.

Bu kazılarda elde edilen buluntular bugün Türkiye’nin en büyük müze kompleksine sahip Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. 2015’te açılan müze çok zengin bir koleksiyona sahip olup yontma taş devrinden günümüze Şanlıurfa ve civarında bulunmuş binlerce arkeolojik buluntunun sergilendiği eşsiz bir müzedir. Müzede en ilgi çeken eserler arasında dünyanın en eski heykeli olarak bilinen “Urfa Adamı”, Atatürk Baraj Gölü sularının altında kalacağı için müzeye taşınan Nevali Çori kült alanı ve Göbekli Tepe D Tapınağı’nın birebir kopyası yer almaktadır. Müzenin hemen yanında çocuk ve gençlerin arkeoloji eğitimi için bir de arkeopark bulunmaktadır. Yine müze kompleksi içinde bulunan Haleplibahçe Mozaik Müzesi in-situ, yani olduğu yerde bulunmuş bir Roma villası üzerine inşa edilmiştir. İçinde mitolojide sıkça kendilerinden bahsedilen Amazon kadınlarının av sahnelerinin olduğu mozaikler ile meşhur Orfeus (Orpheus) mozaiği ile ünlüdür. Urfa civarında bulunan birçok başka mozaik eser de bu müzede sergilenmektedir. Kızılkoyun kaya mezarları ve Urfa kale eteği ise yoğun arkeolojik eserlerin bulunduğu diğer iki noktadır.

Çok yakın tarihte bu mağaralarda Oshroene (Abgar) Krallığı (M.Ö. 132 – M.S. 244) ve Bizans dönemlerine ait birçok kaya mezarı, mozaik taban ve Süryanice yazıt ele geçmiştir. Bu alanları turizme açma çalışmaları devam etmektedir. “Urfa Adamı” heykelinin bir yol çalışması esnasında bulunduğu Balıklıgöl civarı ve Urfa Kalesi de arkeoloji meraklıların uğrak yerlerindendir.